ISO 22000 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ISO 22000 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2015 Pazar

Bir okul yemekhanesi denetlenecekse ilk dikkat edilecekler nelerdir?

Bir anne takipçim oğlunun okulunun yemekhanesini bir grup anne olarak kontrole gideceklerini, özellikle neye dikkat etmeleri gerektiği ile ilgili düşünürken aklıma benim geldiğimi söyleyerek benden bakılacak noktaları fikir olarak istedi. Yazdıklarımı sizinle de paylaşmak istedim:


- Temizliğe bakın. Siz gittiniz diye mi temizlik yapmışlar anlarsınız hissedersiniz.


- Çalışanların ellerine bakın. Temiz mi? Tırnaklar kesili mi?


- Genel kıyafet durumu da fikir verecektir.


- Yemek hazırlayan personel içinde sigara içen var mı sorgulayabilirsiniz? Sigara içen varsa nereye sigara içmeye çıkıyor, gelince ellerini yıkayabileceği ortam var mı?


- Yemekhanenin yakınında tuvalet var mı (çalışanların kullanacağı) yoksa daha uzak bir yer demi? Nerede olursa olsun temiz mi?


- Dondurulmuş ürün nispeten konserveden iyidir ama depolanması önemlidir. Depolar temiz mi? Düzenli mi?


- Margarin kullanılıyor mu? Tamam bazı kurabiyeler filan margarinle daha güzel oluyor ama pilavı da margarinle yapmasınlar. Ben şahsen bir türlü sevemedim margarini:((( Bu gıda mühendisi ile karışık anne görüşümdür:))


- Bilindik markalar mı alıyorlar yoksa bariz ucuzcu marketlerin markaları mı var? Kötülemek için söylemiyorum kandırılmamak için söylüyorum. Bir okulda amanın ev yapımı yoğurtlar kullanıyoruz illa ki vb vb ballandıra ballandıra anlatılmıştı da sonra tesadüfen mutfakta ucuzcu market yoğurdu görmüştüm. Bu kandırılmaktır bence başka bişi değil. 


- Bir gıda mühendisi çalışanları var mı? Büyük bir okulsa ya da dışarıdan büyük bir firmadan catering hizmeti alıyorlarsa muhtemelen vardır. HACCP (hasip diye okunur) sistemi gerekliliklerini yerine getiriyorlar mı sorabilirsiniz (Gıda firmaları için kalite sisteminin ilk adıdır Haccp. Şimdiki adı ISO 22000) 


- Sebzeleri yıkama suyuna sirke vb katıyorlar mı?


- Çiğ süt alıyorlar mı? Alıyorlarsa nasıl saklıyorlar ne kadar zamanda kullanıyorlar?


- Yemekler ne zaman hazır oluyor, sıcak tutulmaları için kullanılan sıcak banyoların dereceleri devamlı kontrol ediliyor mu? 


- Tam tahıl ürünleri seçeneği koyuyorlar mı? Mesela kek yaparken hepsini beyaz undan yapmak yerine 3te 1 mesela tam buğday unu koyabiliyorlar mı? Bu maliyeti arttıran bişi değil ama besin değerini arttırıyor.


- Hazır hamburger, döner vb alıyorlar mı? Aldıkları yeri kontrol ediyorlar mı? Bilindik marka ette çok önemli.


Temizlik de temizlik diye tutturmuşum değil mi:)) Daha yazabilecek çok şey var ama bu kadarı da fikir verecektir diye düşünüyorum. 


18 Şubat 2013 Pazartesi

İstinyepark'ta bir gün...

Cumartesi günü anneysen.com'un çocuklarda ödül ve ceza üzerine, kurallar vb üzerine bir seminer vardı, ona davetliydim (ne havalı di mi davetli mavetli hehehe). Renkliada'da yapılacaktı, sığmamış İstinyepark Hillside'a almışlar. Yahu ben zaten özellikle son bi senedir kilo veriyorum diye bişicik almıyorum kendime, eskiler ucuzlarla filan idare ediyorum. Anneler ve İstinyepark söz konusu olunca en klasik hatun tepkisini verdim : "Giyecek hiiçççç bi şeyimmm yokkkk". Blogcum dur sızlanma tamam burası gıda blogu ama hem İstinyepark'a hem kıyafete bağlıycam ben konuyu:)

Neyse efem buldum kendimi en zayıf, en cool gösterecek ve tabi en rahat edeceğim kombini şıngır mıngır gittim seminere. Pek güzeldi herşey. Bi gram not ya almışımdır ya almamışımdır çünkü herkes harıl harıl not alıyordu. Sınıfın haylaz öğrencisi modunda çalışkanları seyrettim, nasılsa sonrasında not isteme derdi de kalmadı herkes bloglara yazıyor. Keh keh:))

Eğlenceli ve eğitici bir seminer oldu. Arada çıktım annelere karıştım. Eskiden sözlük zirvelerinde takılırdım artık büyüdüm(!) annelik seminerlerinde milletin mahlasına bakıp okuyup okumadığımı anımsamaya çalışıyorum.

Aynı gün blogcuanne.com'da bizim makarnanın tanıtım / hediye çekilişi olduğundan bende heyecan had safhada. Arada benim dandirik telefonda girip kaç yorum gelmiş, twiterda bahis olmuş mu bakıyorum (herkesde süfer telefonlar var tabi acaip imrendim, çıkışta hemen gidip telefon baktım kendime:)) Blogcu Anne ikinci yarıda konuşmacıydı, çıkışta onunla dertleştim. Napiim dedikçe o beni sakinleştirdi bak bu bir tanıtımdır, dönüşler çok güzel iyi olacak iyi diye. Anneysen.com'a da beraber çalışalım teklifi götürdüm onlar da sıcak baktılar filan iyi tamam güzel. Şimdi çıkıp gezme zamanı ve ama karnım zil çalıyor, saat olmuş 3.

Allahım umarım kimseye görünmem diye gıda katında Burger King'e yanaştım. O kadar Çin Yemeğiydi Moğol Kebabıydı gibi İstinyepark'sal fanfinlere yüz vermeden vuupıra koştum. (Aç parantez. Şimdi blogcum beni ayıplıyor olabilirsin tamam ama ben de bir insanım ve benim de arada sırada pis gıda tüketesim geliyor. Valla bak ayran içtim, lütfen kızma. Kapa parantez) Ama bir de şöyle bişi var : Yediğim en iyi vupırdı be. Patatesler bile daha güzeldi. Zengin AVMsi diye midir ben mi ambiyanstan etkilendim bilemiyorum ama harbi iyiydi. Abi bu burgerler standart değil mi lan, herşeyin en iyisini zenginler mi yiyecek alovvv?

Böyle düşüne düşüne gezinmeye çıktım hazır vaktim varken. Herkeslerde hava bin beşyüz. Ben genelde muayhaneye en yakın ve en nezih Capacity'e gidiyorum maa orda böyle bi hava yok. Kardeşim hiç bi yerde görmediğim telefonlar milletin elinde, ayakkabılar ayaklarında, abalar üstlerinde (aba yazdım ya helal bana:), saçlar başlar makyajlar bi başka. Benim mi duyargalarım çok açık nedir bilemiyorum, aaa LCwaikiki varmış dedim daldım. Anaaaa çevredekiler birden değişti, o zengin takımdan eser yok biz fakirler takılıyoruz sadece orda.)) 

Neyse çok takmadan gönlümde yatan Lacoste'un onda birine bi çanta aldım çok çakma gözükmeyeninden, Peri'ye de  süper cici bi elbise kaptım 12.5 liraya çıktım. Zamanım az kalmıştı hemen pazara indim. Kaaaaççç zamandır kullanıldığı belli olmayan, nasıl temizlendiği meçhul kesme tahtaları üzerinde ortalama bir Türk ailesinin iki haftada tüketeceği eti bir öğününde yiyen abileri geçip zamanında kimsenin suratına bakmadığı ama şimdi pek kıymetli olan kilosu 12 liralık pembe domatesleri kös manava gıcıklık olsun diye mıncıklayıp City Farm'a daldım. Et getirmişler, organik tavuk getirmişler. Aaa ne güzel organik kayın mantarı varmış lan dedirtecek çoklukta mantar vardı dükkanda. Yarımşar kilo salatalıkla biber aldım 12 lira verdim. Benim bok boğazım her daim domates ve biber isteyebilir. Kışın almamaya çalışıyorum ama bunnar organik olunca serada yetişse de nasılsa kimyasal yoktur, diye aldım. Gerçi domatesleri CityFarm'da beğenmedim, Macro'dan aldım. Ama kardeşim domates zamanında yenecek, organik de olsa sera domatesi ne kötü bişi lan. Şimdi evde bi kilo domates var en fazla kremalı domates çorbası olur cinsten. Salatalık da biber de süfer çıktı yalnız o başka...

Domates konusundan anlaşılacağı üzere Macro'yu da tavaf ettim. Göt kadar yer ve acaip kalabalık. Bir sürü peynir vardı. Rani Çiftliği cam kavanozda manda sütünden mozerella çıkarmış. Yaklaşık 100 gram kadar geliyor ve 12 lira kadardı. Alsam çok az, nerde kullanacam diye bıraktım. Bir uygun zamanda deneyeceğim aklıma yazdım. Etiketi okudum. Helal olsun Rani Çifliğine; ISO 22binlerinin yanına PAS'ı da çakmışlar. Kimsenin etiketinde görmediydim henüz. 

Macro'da ben kendimi Avrupa'da filan gibi hissediyorum be blog. Bilmediğim bir sürü marka, acaip değişik / şık / janjanlı ambalaj. Hoşuma gidiyor. Macro olan bir semte zate yolum ne kadar az düşüyor, keyfini çıkarıyorum, bütçem elverdiğince alışveriş yapıyorum. Bu sefer de aldım bişiler. Kullandıkça yazıcam buraya. İlk izlenimler şööyle :

- Orvital Dana Sucuk çıkarmış. Çoookkk pahalı değil. Ufak bir kangala 10 lira verdim. Renk beklemeyin tabi nitrat kullanımı yasak organikte. Henüz dolapta ambalajının içinde kuzu kuzu yatıyor. Bizim baş gurme bakalım fark algılayabilecek mi, bakalım beğenecek miyiz? Orvital'in sosisi sert gelmişti beyefendiye misal. 

- Top Chef izlemiştim bir ara deli gibi. Derdim belki bi iki tarif kaparız filandı ama anacım o kadar hızlı çalışan o kadar kalabalık bir grup söz konusu ki aklımda çok az bişi kalıyodu bıraktım. Onun ana sponsporu büyük bi firma Buitoni adında. Esasında makarnacı İtalyan firmasını sanırım Nestle aldı. Top Chef'e sponsorluk filan ondan sonra olabilir bilemiyorum. Yurtdışında sostu, hazır yemekti baya bi takılıyo bu abiler. Macro'da anca krakeri vardı. Aldım tattım, kuş kondurmamışlar. Bizim Etimek'çiler ne zaman ince krakere geçerlerse en az bunlar kadar hatta daha iyi yapacaklarına eminim. Ama anacım bizde öyle aperatif, kokteyl vb biçiminde takılan bir misafir ağırlama kültürü olmadıkça büyük bir firmanın kraker işine girmesi ve tabi böylece fiyatların ucuzlaması zor. 

- Easy Food'un internet sitesinden vegan şinitzelle köfte aldımdı. Pazar akşamı geldi kargo ile (UPS kargocu yazık lan pazar çalışıyosunuz diyince abla merkeze yazsana diye çok ısrar etti:)) Seviyorum be Easy Food'du belki başında bi hatun olduğu için belki yeni bir gıda koruma sistemi bulduğu için. Macro'ya da özel etli bir yemekle bademli mademli bi pilav üretmişler. Kendi sitelerinde sanırım yok bu ürün ama kocaman kocaman kendi markalarını da basmışlar paketin biz sadece fasoncu değiliz der gibi. Şimdilik almadım bu ürünü, bi ara alıp diğer ürünleri ile arasında fark var mı bakmak lazım.

- Şimdi adını hatırlayamadığım ama İngiliz menşeili büyük bir firma çeşit çeşit kahvaltılık getirmiş ve tanıtım yapıyordu. Müsliye alternatif bişiler yapmak istiyorum, adamlar düşünmüş yapmışlar. Benimki o kadar sanayi işi olmayacak tabi ama olabileceğini görmek bile güzel. (Şerefisizm aklıma gelmişti sendromu işte blogcum:)) Çok pahalıydı yalnız sadesinin kutusu. İki tane numune verdi tanıtımcı hanım bloggerım diyince (ve evet ben de ilk beleş ürünümü aldım blog sayesinde ehe ehe:)) Bakıcam tadına bi ara. Bir de hurma şurubu getirmişler. İster misiniz filan? Yok anam ben hurma sevmem, seneler evvel sirkesini yapmışlığım bile var dedim en bilmiş halimle (azcık ben de hava attiiimmm be blog:)). 

- Hurma şurubunu görünce aklıma agav nektarı geldi. En son aldığım yemek kitabı Aydan Üstkanat'ın ŞekerSİZ'inde vardı  tariflerde. Bizde yok dedi  Macro, Polenezde varmış. Ay gidemedim oraya elimde poşetlerle, nasılsa nette bulur alırım dedim.

- Farklı firmaların ön pişirilmiş buğday ve pirincini aldım. Birer paket. Pahalılar tabi ama önemli olan besin değeri ve tadı. Deneyince yazayım. 

Kısacası bi yarım saat önce daha uygun fiyatta elbise çanta bakan ben, Macro'da fiyatlara deli takılmayıp krakerdi, pişmiş pirinçti ne kadar farklı ve merakımı çeken şey varsa alıp 70 lira bayıldım. Rasyonel mi? Bence evet. Başgurmeme göre hayır. Ama şöyle düşünüyorum : Ben kıyafet ya da giyim açısından bir zengin gibi yaşayamıyor olabilirim ama kendimin de çocuğumun da boğazından iyi, sağlıklı, organik ürünler geçsin istiyorum.

Pazar katını gezerken çantamda ucuna kartımı iliştirildiğim makarna numunelerim de vardı. O kadar dolaştım da kimseye bırakasım gelmedi, ordaki hiç bir dükkanı kendime daha önemlisi ürünüme ve hikayesine yakın hissedemedim. Evet benim makarnalarım şu anda iyi kazanan kesimin alabileceği bir fiyat aralığında ama bu değiştirilemeyecek bir şey değil. Bu ülkede iyi ve sağlıklı ürünleri herkes ama herkes hak ediyor. Artık hedefim kesin ve net : Ürünlerimi iyiliğinden, sağlığından ve kalitesinden ödün vermeden makul bir fiyat seviyesine çekmek için çalışmak ve internet üzerinden herkese ulaştırmak. Bakalım batar mıyım çıkar mıyım zaman gösterecek...

Bu arada 12,5 lira filan ama bizimkine çok yakıştı elbisesi:)))