alternatif anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alternatif anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2015 Salı

Sebze Yemeyen Çocuk Yoktur, Şekil Değiştirmemiş Sebze Vardır!!

Bir baba yazmış hemen cevapladım (babalara kıyak geçiyor çocuklarıyla ilgileniyorlar en az anneler kadar diye pozitif ayrımcılık yapıyorum :PP)


"İyi günler; 

Ben 2 yaşında bir kız çocuğu babasıyım. Sizi bir yakınımızın vasıtasıyla öğrendik ve ürünlerinizi sitenizden araştırdım. 
Benim kızım maalesef tek besinle besleniyor. 

Kızımın yedikleri;
Sabah maması (1 kase) 
Makarna
Pilav
Patates kızartması - yemeği
Günde 1 defa bir kase dolusu çorba (tarhana-yoğurt-mercimek)
Tavuk ve köfte ( az miktarda )

Bunun dışında hiç bir şey yediremiyoruz. Sebzelerden hiç bir şekilde tüketmiyor. :(
Besin yetersizliğinden dolayı kızımda kabızlık problemi yaşamaktayız. Bunun için sabah mamasına 1 yemek kaşığı kadar saf zeytinyağı koyuyoruz ama bazen bu da çözüm olmuyor. Acaba ürünlerinden hangisini önerirsiniz, yeme alışkanlığını aşılayabilirmiyiz sebzeli makarnalarınızla bilmiyorum. 

Bana yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.. "




".....Bey ilginiz için teşekkürler. Kızınızı Allah bağışlasın. Ne durumda olduğunuzu tahmin edebiliyorum, zaten bu durumları ben de yaşadığım için bu şirket kuruldu.

Yediği şeyleri zenginleştirmek daha iyi olacaktır düşüncesindeyim. Ben en azından kızıma öyle yazdım. Sizin yazdıklarınız üzerinden gideyim. 

Sabah maması: Kabızlık için gün kurusu kayısı tavsiye ediyor doktorlar. Bu mamanın içinde elma, muz ve şeftali varsa bunlar da kabızlığa negatif etki edecek meyvelerdir, azaltmanız gerekebilir. Armut da iyi bir bağırsak çalıştırıcıdır. Sadece burda dikkat edilecek meyvenin suyu değil özellikle posalı kendisini tüketmek gerekiyor.

Makarna: En çok sebze içeren makarnalar bizimki biliyorsunuzdur, görmüşsünüzdür oranları zaten. Özellikle kerevizli makarnamız hem renk olarak çaktırmıyor sebze içeriğini hem de %40 kereviz içeriyor. Bir tabak yediğinde mesela yarım porsiyon sebze (kereviz) yemiş oluyor. Kırmızı biberli ve domatesli makarnamız da keza %44 sebze içeriyor. Hepsi mevsim sebzelerinden bu arada turfanda yok bizde. Makarnalar için seçin beğenin alın. Suyunu süzmeden pilav gibi demleyerek tüketebilirsiniz. Fırın makarna da olabilir. Mesela yarım litre sütü ve bizim bir paket makarnayı soğuktan az tuz ile kısık ateşte pişirin. Üzerine kırık peynir ve kaşar ekleyerek fırına verebilirsiniz. Bunun dışında illa benden almak zorunda değilsiniz makarnaları. Klasik makarnaları da bol domatesli sosla ve bu domates sosunun içine de blenderdan geçirilmiş kabak ve bezelye gibi sebzeleri ekleyerek verebilirsiniz.

Pilav: Bizim pancarlı arpa şehriye var ama o kadar pirincin içinde az gelecektir sebze açısından. Burda pilavları bezelye ile havuç ile domates püresi ile çeşitlendirmek gerekebilir. Benim kızımın ilk okulunda haftada en az bir iki pilav bir bulgur pilavı çıktığını görünce bunu önermiştim ben. Kepekli pirinçten pilav yapmak da bir çözüm. Hem daha fazla lif ve vitamin alacaktır. Kepekli pirinç biraz tok gelebilir sadece.

Patates kızartması ve yemeği: Vallahi kızartmaya bişi diyemeyeceğim, sevmeyen çocuk yok. Sadece az yağ ile fırında vb yapabilirsiniz, makinalar da var şimdi az yağda kızarmış gibi yapan. Yemeğine de yine bezelye ve havuç diyeceğim. Kabak da olabilir turfanda olsa da. Hani birden değil ama işte yavaş yavaş.

Çorba: İşte bu sizin kurtarıcı besininiz olabilir. Sebzeleri haşlayın, minicik doğrayın, ezin, püre yapın azar azar içine ekleyin. Ispanak mesela çok rengini açar ama yer elması örneğin pek farkına varılmıyor ve çok da iyi bir sebze. Azar azar başlamak en iyisi. Bizim sitede nohutlu sebze çorbası, brokolili sebze çorbası ve ayrıca sebze kurusu var. Bunların hepsini kullanabilirsiniz. 30 gram kuru sebze 1 porsiyon sebzeye eştir. En başta az miktarlarla başlayıp blender ya da çatalla ezme yoluna gidebilirsiniz.

Tavuk ve köfte: Bunlar da benim gizli silahlarım:)) Tavuğu mutfak robotundan çekip kıyma haline getiriyorum ve köftesini yapıyoruz (beyaz köfte). Somonu haşlayıp yapınca pembe köfte oluyor. İçine bizim anne köftesi harcından ekliyorum. Büyük miktarda mesela bir kilo kıymadan yapınca bir havuç ve bir kabak rendesini kaldırıyor köfte. İnce rendelemek önemli. Bazen haşlanmış karnıbahar ve brokoli bile ekliyorum köfteye. İçindeki ekmek de tam buğday olduğundan ve az yağda kızarttığımdan kızım sadece köfte yese bile yetiyor bana açıkçası:)))

Bunların dışında önemli olan biraz da sizin ne kadar kararlı olduğunuzu gösterebilmeniz. Tabi kızınızı siz daha iyi tanırsınız ama kararlılık çocuklarda işe yarıyor (en azından benim kızımda şu anda kendi başına uyuma açısından kararlılık göstermezsem, hemen bizim yanımıza vb geliyor. O ayak direrse ben de diriyorum napiim:))) Bir de sizin bir aile sofrasında neşe içerisinde sağlıklı ürünleri yiyor olmanız önemli. Bir arkadaşım görünüşüne çok dikkat eder, tabağında gelen patatesi vb yemez illa bırakır. Kızı sonra yemek seçiyor ve tabağında yemek bırakıyor diye kızıyordu. Kızı halbuki onu taklid ediyordu:))

Kabızlık için kefiri ve probiyotikli yoğurtları önerebilirim. Kefir kabızı da ishali de iyileştiren mucizevi bir içecek inanın:))) Mayaları var bizim sitede ama illa tabi benden almak zorunda değilsiniz:)

Umarım biraz fikir verebilmişimdir. İzninizle bu yazıyı isminizi vb vermeden bloguma ekleyeceğim. Ne zamandır yazacaktım, sizin mailiniz bahane olsun:))

Tüm ailenize sevgiler,"






6 Ocak 2014 Pazartesi

Çin Tarçını vs Ceylon Tarçını. Birini çocuklara yedirmeyin yazısı

Alternatif Anne'nin kurucularından canım Gülüş Türkmen'le iyi anlaşırız, gıda konusunda bir soru kafasına takıldı mı direkt açar sorar, yazar. Cmt sabahı Çin Tarçın'ın içindeki kumarin maddesinin çocuklarda sorun çıkardığına dair bir yazı yollamış. Yorumumu almak istemiş. 

Bizim okulda tek tek baharatları, gıdaları vb görmedk. Aynen hiç bir makina fakültesinde her türlü motor, aksam, sistemi göstermedikleri gibi. Ama iyi araştırmayı ve eleştirel düşünmeyi öğrettiler ki zaten mühendislik eğitimin ve hatta pozitifi bilim eğitiminin temelinde bu yatar. Neyse uzatmıyım. Bu konuyu bilmiyordum. Yalan yok bende. Hemen açtım, okudum yazıyı. Oranlar filan verilmiş güzel bir yazı ama tabi ki kontrol etmek lazım. Hem İngilizce hem Türkçe farklı anahtar kelimeler ile aradım, blog yazısındaki bilgilerin temelde doğru olduğunu teyid edip geri döndüm Gülüş'e.

Olay şu : Dünya'da üretilen 4 çeşit tarçın var. Bir çeşit ağaç kabuğu tarçın. Çin Tarçınında bulunan kumarin maddesi kanserojen olarak kabul edilmiş ve günlük kullanımda kişilerin kilo başına belirli bir dozu geçmemesi ve özellikle vücüt ağırlığı düşük çocuklar tarafından günde 1 çay kaşığından daha fazla Çin Tarçınının tüketilmemesi tavsiye edilmiş. 

Kim diyor bunu? 

Avrupa Birliği ve ABD. 

Peki diğer tarçınlar ne durumda? 

Sadece Ceylon Tarçınında kumarin iz miktarda bulunuyor yani çocuklar ve büyükler tarafından rahatlıkla tüketilebilir. 

Çin Tarçını daha ucuz olduğu ve daha hoş gözüktüğü için Türkiye'de genelde kullanılan tarçın Çin Tarçını. Evdeki, üretimdeki tüm toz tarçınlarıma baktım ne yazık ki hepsi Türk Malı yazıyor (Mantık o ya burda paketlenince bizim malımız oluyor tey Allahım). Toz olanlara emin olamam karışım olabilir. Çubuklar vardı onlar da bariz Çin Tarçını. Hepsini attım. Şimdiye kadar tüm üretimlerimde toz tarçın kullanmış olduğumdan hemen korkup hesap yaptım. Hem Şekersiz Kurabiye'de hem Şekersiz Elma kullandığım tarçın miktarı şükürler olsun ki tehlikeli miktarın %1'inden az kalıyor. Yine de bu ürünlerimin satışı durduruyorum. Danışmanlık verdiğim Köysel'in Elmalı Yeşil Ceviz Ezmesini de bu kış için satıştan kaldırıyorum. Dediğim gibi bu ürünlerde çok az miktarda da olsa Çin Tarçını var. Hepinizin ne kadar aldığını biliyorum esasında kimse yüklü sipariş geçmedi bu ürünlerden, korkmayın hiç birimizin miniği yüksek miktarda kumarine maruz kalmadi. Elinizdeki ürünleri atmayın, ebeveynler son derece rahatlıkla tüketebilir. 

Hemen Ceylon Tarçını araştırmaya başladım. Ortanca Ablam Eczacı biliyorsunuz. Hemen aradım tıbbi çaylarda kullandığı tarçını kontrol etmesini istedim. Şükür Ceylon Tarçını kullanıyormuş. O da beni sıkıştırıyor şimdi güzel bir Ceylon Tarçını bulmam için. Bu arada bu Perşembe İstanbul Expo Center Yeşilköy'de başlayacak olan Exponatura Organik Fuarında onunla ve tıbbi çaylarla ilgili bir süprizimiz olcek size:))) 

Bunlar benim önlemlerim. Sizin yapacağınız evdeki tarçını kontrol etmek ve eğer Çin Tarçını ise kontrollü kullanmak. En altta bilgiler var. 

Haftanın başında hemen böyle felaket haberi gibi bir yazı yazmak istemezdim ama sizi uyarmak ve kendi ürünlerimi korumak benim görevim. Her zaman söylerim: Kendi çocuğumun boğazından geçmesine izin vermediğim bir şeyi üretmeyeceğim.

İyi haftalar,

Tuğba

Tarçın bağlantıları:
http://en.wikipedia.org/wiki/Coumarin
http://xlargeaile.blogspot.com/2013/02/anne-olarak-tarcn-hakknda-bilmen.html
http://seasonalitybylogovida.blogspot.com/2011/07/if-only-one-cinnamon-is-true-are-all.html

15 Kasım 2013 Cuma

HMF ve pekmez hikayesi

Bazen bir oluyor, bir konu üst üste geliyor. Sabahın köründe ayağa kaldırıp yazdırıyor.

Bundan 5 sene önce çalıştığım işyerinde çeşit çeşit organik meyveden pekmez yapmaya çalışıp, lan bunların tebliğine bi bakiim, sakata gelmeyelim, şifa vermeye çalışalım derken zarar vermeyelim dedim ve o gün HMF derdiyle tanıştım.

HMF en çok pekmezde bela olan ama bal ve reçelde de bir kalite kriteri sayılan, protein ve şekerin yüksek sıcaklıkta uzun süre halvet olmasıyla ortaya çıkan kanserojen bir madde. Pekmez için Türk Gıda Kodeksinde verilen limit 75 mg/kg.  

Ne diyodum 5 sene öncesinden? Hah nar gelmiş, organik. Pekmezi yapılacak dedik. Tamam. Attık açık kazana, patron keşke odun ateşinde yapabilseydik öylesi daha güzel oluyor derdinde, benim aklım karışık.

Uzun süre kaynattık. Eh ancak koyulaşıyor tabi. Ben vık vık vık HMF analizinin yapılmasını istedim. Laboratuarın başındaki arkadaş da süper işini bilen biriydi çaattt yaptı analizi. Bir baktım sonuca HMF miktarı bizim el bebek gül bebek yaptığımız güzelim nar pekmezinde kilogramda tam 5000 miligram. Gözlerim yuvalarından fırladı. Laaaannnnnnnn napıcaz modunda dolandım bir kaç saat. Patrondan çekiniyorum, çok sert biri değil ama işte adamın ezelden beri doğru bildiğinin tersine bişi söyleyeceksin. Bu tip şeyleri hazmetmesi zor olabilir. Benim halime acıyan ve depoda yatan litrelerce pekmezin akibetini merak eden mali ve idari işler müdürü, ben ve analizi yapan lab müdürü de yanımda girdik patronun odasına. O gün keyfi yerindeydi, birden suratının değişmesini ve çektiğim eziyeti unutamam.((

Patronu ikna etmek kolay olmadı. Piyasada odun ateşinde pişmesiyle övünen organik mallar vardı. Onların da analizinin yapılması gerektiğini, ondan sonra karar vereceğini söyledi. Hemen aldık çeşit çeşit pekmez. Organikler bizimkinden daha yüksek çıktı 10binlerde filan. Sanayi tipi olanlarda ise 1-2 mg/kg gibi değerler. Hani organik çok iyiydi lan kafa karışıklığı yaşandı tabi ama olay organik-konvansiyonel olayı değil. Tamamen proses.

Pekmez yapmak için suyu uçurmak lazım. Su açıkta ancak 100C'de kaynar. Vakum altında kaynatırsan 58C'de kaynar. Düşük sıcaklık olduğundan şeker de yanmaz. Al gülüm ver gülüm.

Sonrasını kısa geçeyim. Tırın tepesinde gittim Bursa'dan vakum altında kaynatma makinası aldım, geldim kurduk. İlk üretimin başında tırnaklarımı yiyerek bekledim. Sonuç analizden geldiğinde rahatladım. 0.3 mg/kg HMF içeren Andız pekmezi.

O şirkette benim bir sene içerisinde biletimi kesen olayların tepe noktası olsa da bu HMF derdi, hiç bir zaman geri adım atmadım, piyasaya o malı vermedik; yenisini makinada ürettik.

Belki de o zorlu yıllarımın bir sembolü olduğu için HMF derdine bu kadar takık bir profil çiziyorum. Ama kardeşim önüme de devamlı ilgili meseleler geliyor.

Misal dün bir sucuk ve kavurma üretim tesisindeydim Yenice - Kırklareli'de. Tesis güzel filan tamam. Muhasebeci arkadaş meğer yerlisiymiş. Becerikli bir hatun. Ablasıyla beraber mis gibi kuskus ve pancar pekmezi yapıyorlar. Kuskusa salça oldum tabi hemen. Pekmezi de nerde üretiyorlar filan merak ettim. Sağolsun aldı beni kırmadı götürdü evlerine. Pekmez tahmin ettiğim gibi açık kazanda pişiyordu. Dil döktüm dakikalarca, yukarıda anlattıklarımı tane tane, senelerdir geçimlerinin önemli bir bölümünü oluşturan pancar pekmezinin iyiliğini arttırmak için yardım edebileceğimi dikkatli bir dil ile paylaştım. İnanır mısınız, bu konuyu anlatmaya ikna etmeye çalıştığım o kadar yüksek eğitimli insanın aksine hemen kavradılar konuyu, doğrusu ne ise onu yapalım dediler. Dedim kurban olurum. Kosgeb'den destek alırız. Makinayı da biliyorum, ben arkanızdayım, bedava danışmanım kadın girişimciye:)) Kilolarca pancarla uğurladılar beni. Bakalım bir seneyi bulur bişiler yapmak ama mutlu döndüm eve be:))

Kaç zaman önce Gülüş alternatifanne.com a keklerde pekmez kullanımını yaz demişti. Fırsat olmadı ne yazık ki. Bu sabah çocuk beslenmesi üzerine kafa patlatan sevgili Zümrüt'ün sitesinde beğenerek takip ettiğim Diyetisyen Merve Hanım'ın röportajına rastladım. (http://www.yiyorumbuyuyorum.com/makaleler/bebek-beslenmesi-sorular/makale975.html) "Keklerde pekmezi kullanmayın, HMF oranı artıyor, onun yerine soğuyunca üzerine sürebilirsiniz." demiş. Sonuna kadar katılıyorum. Keklerde pekmez kullanımı HMF oranını arttırıyor. Limit içinde muhtemelen ama artış var. Hiç HMF tüketmek istemiyorum diyorsanız kekte pekmez kullanmayın.(http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1745-4557.2008.00238.x/full

Esasında burada iki konu var eklemek istediğim. 

1- Eve sadece sanayi tipi pekmez alınmalı. Çünkü ancak bu pekmezlerin HMF değerleri olması gerektiği gibi düşük. Odun ateşinde, köyde, geleneksel vb vb ürünlerden pekmezde kaçınılmalı. 

2- O kadar da kekti, tatlıydı yapmamalı. Tabi çocuklar bildikleri şeyleri isterler evet, bu yüzden illa yapmamız gerekiyor, piyasadaki rafine ürünlerden almamak için. Merve Hanım'ın söyledikleri doğru. Tatlılık için kuru meyvelerden, %100 meyve sularından faydalanabilirsiniz kek, tatlı çörek yaparken. Ya da fırından çıkartıp soğuduktan sonra üzerine sürebilirsiniz pekmez ya da balı. Bala dikkat. Hem 1 yaşın altında çocuklar tüketmemeli hem de bal 45C'nin üzerinde besin değerini kaybeder. Bal şifa niyetine tüketilecekse pişirilmemeli.

Onu yeme bunu yeme ne yiycez demeyin rica ederim.)) Sadece dikkat edicez bi de efem burada ben devreye giriyorum. (Tikkat reklam:)) Aklımda şekersiz bir kek karışımı çalışması var, daha doğrusu ar-gesine başladım. Fena gitmiyor ama bakalım ne zamana bitiricem:(( Bi de bu pekmezci abla kardeş var onlara yardım edicem. Bu zaman zarfında gönlümü kazanacak bir pekmez bulursam da koyarım siteye haberini veririm size:))

HMF'siz günler diliyorum ben:))) Bi de keke abanmayın:)))

26 Nisan 2013 Cuma

Bursa'ya Fuara Gidiş ve Çiğ Süt Üzerine

Günaydın güzelim. Sabah 3.5 itibariyle çok gerekliymiş  gibi uyandım. "Kızım bak uyu sabah 7'de Bursa'ya hareket edicen" desem de kendime cık uyku tutmadı. Neden? Çünkü kafamın içinde bız bız bız öten, bitirilmemiş bir işim var. Bir yorum geldi eski bi yazıya ona cevap vermeliyim ama öncesinde okuma yapmam lazım. 600 sayfalık süt teknolojisi kitabımı teee Bursa'lara taşımayı bile düşündüm ama şimdi yaptım okumamı, kafamda netleştirdim durumu. Gözümden uyku aksa da geri yatağa dönünce uyuyamayacağımı bildiğimden işte yazıyorum.

Sana da blog blog demekten bıktım güzelim müzelim diyecem bundan sonra. Daha samimi, daha benden:)

Şu Bursa konusuna bir açıklık getirip davetimi yapiim: 
Geçen hafta sevdiceğin bir sınır ötesi projesi için çeviri yaptım biraz. Partnerden birisiyle konuşmaya giderken beni de aldılar. Ben oraya iki gram dil faydam olsun diye gitmişken bana bambaşka kapılar açıldı. Miğer gittiğimiz hatun şehrin önde gelenlerinden biriymiş. Ticaret Odasının Girişimci Kadın Kurulu'nun başkanıymış. Laf arasında makarna, kredi muhabbeti olunca "Sen kimsin? Gel yamacıma anlat." dedi de benim tüm bu iş kurma serüvenim filan filan ortalığa döküldü. Kadıncağız gökte ararken yerde buldum muamelesi yaptı bana, çok utandım. "Gelecek haftasonu Bursa'da Kadın Girişimci Fuarı var, makarnalarınla oraya götürüyorum seni." dedi. İyi eyvallah, ağanın eli öpülmez. Ben tüm kazandığım paranın daha da fazlasını reklama yatırıp borç içinde yüzerken çok sevindim tabi bu fırsata. Apar topar eksik kartvizitleri bastırdım, ürünleri vb ayarladım. Uzun lafın kısası sabah yola çıkıyoruz. Eyyyy Bursa ahalisi ben geliyorummm, hemi de makarnalarımla birlikte, lütfen fuarda beni yalnız bırakmayın, Kırklareli standında olucam:)))

İlgisi çabuk dağılan bir insan olarak gelen bir mesaj üzerine Serdar Amirin başarı üzerine yazısına gittim, okudum ve boş boş ekrana baktım. Gereksiz cümlelere son, Nazım'ın şiirinden dumanlanan gözlerimi silip esas yazma sebebim konuya giriyorum.

Mart başında yazdığım bir yazının dibinde sözlükte bilgisine, kalemine güvendiğim bir veteriner adayının entrysi vardı UHT süt üzerine. Altında Mehmet Günata Bey bir yorum yazmış ve UHT süt ile ilgili besin kayıplarının yüksekliğinden özellikle a.a olarak kısalttığı amino asitlerin yani proteinlerin yapı taşlarının azaldığından bahsetmiş. UHT'nin normal olmadığını düşünüyor kendisi çünkü yorumunu "Bence normal süt içilmeli" diye bitirmiş.

Bence de normal süt içilmeli ama normal sütten kastımız farklı tabi Mehmet Bey ile:)

Benim için normal süt ya da nasıl diyeyim olması gereken, tüketilebilecek süt besin öğesi ile gıda güvenliği dengesini yakalamış bir süttür. Bu çoğunlukla pastörize ve UHT süt anlamına gelir benim için.

Çiğ süt (ki sanırım Mehmet Bey normal süt derken çiğ sütü kastediyordu) eğer sağlıklı bir hayvandan uygun hijyenik koşullarda sağıldıysa en fazla bir gün bozulmayacak bir besin maddesi. Süt işleyen firmalar zamanla yarışırlar çünkü süt çok hassas, bozulmaya çok meyilli bir gıdadır. AB standartlarına göre üst mikroorganizma limiti 100 bin/litre. Bizim Türkiye değerleri biliyor musunuz kaça çıkıyor? 300 bin/litre. Bu çok yüksek bir sayı farkındasınız değil mi? AB'ye giriş kriterlerimizden biri sütle beraber genel gıda hijyenimizi düzeltmemiz olduğunu biliyor muydunuz? Deli gibi AB projesi yazıp hibeler veriliyor üretimin iyileştirilmesi için. Avrupa'lı birliğe girdiğimizde ve hatta öncesinde ihraç edeceğimiz gıdaların güvenli olmasını istiyor da ondan. Bu arada Avrupa'ya süt ihracatına yeniden başlayabilmemize çok sevindim. Güzel gelişme.

Her sütteki besin kayıplarından bahsedene güvenli süt muhabbeti yapmaktan ben bıkmadım çünkü benim işim esasında biraz risk analizidir. Beni kısa sürede hasta edecek ve hatta ölümüme sebep olacak besin değerleri çok çok az kaybolmuş çiğ süt mü içeyim yoksa yoksa beni akut bir hastalığa sürüklemeyecek, bedenimin ihtiyaç duyduğu besin değerlerini bana verecek pastörize ya da UHT (artık hangisine ulaşabiliyorsam) süt mü tüketeyim? Ben risk açısından ikincisini tercih ederim.

Mehmet Bey suda çözünen vitamin kayıplarının UHT'de %80'lere vardığını belirtmiş. Kaynak belirtmemiş. Bilgi yanlış ve oran düşük. Oran %90'dır ama UHT için değil sterilize süt için geçerlidir. Sterilize süt 115°C'de 30 dakika kaynatılmış süttür. Eski bir teknoloji. Ama evlerde bu sistem devam ediyor. Yani bizim evde kaynattığımız sıcaklıktan biraz daha yüksek bir sıcaklık ve süreden bahsediyoruz. Çiğ alıp uzun süre kaynattığınız ve uzun sürede soğuttuğunuz süt emin olun marketten aldığınız pastörize ve hatta UHT sütten çok çok daha az besin maddesi içeriyor.

Üniversitede süt teknolojisi bizim en çok profesöre sahip olduğumuz dolayısıyla en en çok zorlandığımız derslerden biriydi. Ben süt alanında hiç çalışmadım ama taa kaç sene öncesinden aldığım süt kitaplarım her zaman başucumda olmuştur. Bu vesileyle özellikle Mustafa Hoca'larımı da sevgiyle anıyorum. Süt kitaplarından sadece süte ait olanın ilgili sayfalarını ve kapağını buraya ekliyorum. Esasında buraya alıntılamak gerekirdi ama gerçekten vaktim yok, bir saate arabam kalkacak.

Soruyu soran ve benim de eski bilgilerimi hatırlayıp araştırmama sebep olan Mehmet Bey bir tıp öğrencisi ve http://www.mgunata.com/ adresi kendi sitesi. Siteyi çok inceleyemedim ama bilgiler doğru gibi gözüküyor. Umarım kendisinin sorusunu yanıtlayabilmişimdir. 

Geçen Alternatif Anne'de yayınlanan podcastte de süt konusunu konuşmuştuk. Bir yorum gelmiş Çin'de 1985'de pastörize sütten zehirlenen binlerce insan olduğu ile ilgili. Onlar pastörize sütten değil çiğ sütten daha doğrusu pastörize edildiği sanılan çiğ sütten zehirlenmişler yorumu yazanın haberi yok:)) Yanlış ya da eksik ısıl işlem sadece sütte değil tüm ısıl işlem gören gıdalar (konserveler, dondurulmuş ürünler vb) büyük çok büyük sorun yaratır. Mikroorganizmalar bizim gibi gelişim halindedir. Bizim ataklarımıza kontra atak geliştirip hayatta kalmaya çalışırlar. Şükür biz daha akıllıyız da biz hayatta kalıyoruz. Tabi çiğ süt tüketenlerin bruselladan ölme ihtimali var onu unutmamak lazım:))

Saat sabahın 6'sı ve ben daha ütü yapıp bavulu tamamen toplayacağım. Şans dile bana güzelim, güzel geçsin Bursa fuarımız, iyi hikayelerle döneyim.

Günaydın!!!

Sayfa 529daki tablo

Sayfa 529un tamamı

Sayfa 530

Başucunda yıpranmış bir kitap :)

10 Nisan 2013 Çarşamba

İş yeri açmak, yarışmaya katılmak, İzmit eğitimi, Alternatif Anne Podcasti

Nasılsın blogcum? Kafamda bir sürü şey var, bir de kalkıp yemek yapmam lazım ama sana içimi dökeyim azcık dertleşelim istedim.

Türkiye'de bir iş yeri açmak zor be blogcum. Hele ki gayri sıhhi müessese açıyosan. Adı zaten bir garip. Hayatı devam ettirmek hatta iyi devam ettirmek için üretim yaptığın yere "gayri sıhhi" yani "sağlıksız" diyorlar. Risk çok ondan tamam ama bu Arapça söz öbeği tekrar ettikçe insanda gülme isteği yaratıyor.)

Serdar amirim iyi bir iş fikrin ve azmin varsa gerisi gelir gibi bişi yazmıştı geçen. Şimdi baktım bağlantıyı koymak için bulamadım. Ya ben çok safım ya da çok takıntılıyım ki bu fikrin iyiyse devamı gelir lafını anlamıyorum arkadaş. Nerde devamı geliyor? Para olmadan nah bişi olur. Bak 3 haftadır oturdum melül melül bekliyorum bankanın kredimi onaylamasını. 3 hafta be kısa zaman mı? Çok doluyum kısacası. Kafamda bir sürü fikir, arge dönüp duruyor ama her şey geliyor dayanıyor paraya. 

Ocak sonunda Dablamın ittirmesiyle Bir Fikrin mi Var? yarışmasına başvurmuştum. Ancak aradılar ve ön elemeye çağırdılar. Ekşiye yazdım yaşadıklarımı ve yazmaya devam edicem. Yarışmaya ilk çağırdıklarında açtım baktım sözlüğe çünkü birileri katılmıştır yazmıştır diye, yok kimse yazmamış. Ben yazayım bari. Son dönemde olan önemli bir olay bu işte yarışmaya katılacak olmam.

Her yerde gidip fikrimi ve ürünlerimi anlatıyorum. Esasında baydı biraz çünkü sonunda ticari bişi var ya insanlar mutlaka alengirli bir soru buluyorlar soracak:) Halbuse eğitim vermek öyle değil. Sadece bilgi paylaşıyorsun. Satmıyorsun bile paylaşıyorsun. Eğitim vermekten, sohbetlere katılmaktan acaip acaip zevk alıyorum ben. Okuduklarımı paylaşmak, insanlarda "vay bea!" taandansı yaratmak hoşuma gidiyor (ki kimin gitmez:)) İş hayatım boyunca hep eğitim verdim, anlattım ama genelde iş içindi. Artık tanımadığım sade tüketicilere ulaşabiliyorum. Bu haftasonu Cumartesi İzmit'te olucam. Haftaya Pazar Ankara'da olucam. Ay sonunda Kırklareli Sağlık Müdürlüğünde olucam. Bu sonuncusu biraz korkutuyo. Bi salon dolusu doktora laf anlatıcam lan:) "Bir zamanlar fakir ama ilgili ve bilgili bir hasta vardı niheheh... Şimdi siz susun konuşma sırası bende." Hehehehe...

Bakalım hiç birinde rezil olmam inşalla:) En yakın İzmit eğitimi onun reklamını koyayım. Afilli olmuş de mi:))) 


Ankara eğitimini belirlemeden önce Alternatif Anne Gülüş beni telefonda konuşturup konuşturup sonra da alternatifanne.com ve youtubea podcast olarak koydu konuşmalarımızı. Ben yine acaip sevindirik oldum. Konuşmayı çok sevdiğim zate ilkokuldan beri eğitim hayatımda hep çok konuşanlar arasında olmamdan belli:))

Bak bu podcast hakkında kendi gıdacı dostlardan gelen eleştiriler vb oldu. Hepsini cevapladım tabi. Toparlayıp düzenleyip bloga atıcam en kısa zamanda. Kafasında soru işareti olanlar buraya yorum atsın blogcum. Onları da cevaplar ve toparlarım yine:)

Bugün Çarşamba pazarı. Ben de çıkayım taze bir balık ve salatalık malzemesi kapayım. Sonra dönüp halim kalırsa şu yeni kalorisi düşük makarnamın argesine devam edeyim. Eee önce anne sonra gıdacıyım:))