Bazen içimden kelimeler, duygular taşıyor ve onları mantıklı bir sıraya dizip yazıya başlamak çok zorlaşıyor. Ben de içinde bulunduğum durumu özetleyerek başlıyorum.
Evvelsi gün çıkıntılığını, hayata farklı bakışını sevdiğim bir arkadaşım televizyonda ünlü bir doktorun "Gıdanın mühendisliği mi olur? Sadece patrona daha fazla para kazandırmanın derdinde olmamalı gıda mühendisleri daha sağlıklı ürünlerin peşinde olmalı." minvalinde bir açıklama yaptığını söyledi. Az biraz konuştuk, ben sektörün içerisindeki durumdan filan bahsettim ona ama o kadar kısa yazabildim ki içimde kaldı. İki gündür de düşün düşün düşün içimden taştı ve oturdum yazıyorum.
Şimdi doktorun sorusunu iki açıdan değerlendirmek lazım :
1- Gıdanın mühendisliği olur mu?
2- Gıda mühendisleri sadece patronların ve kapitalist düzenin söylediklerini yapmak zorunda mı?
Burası bir blog ve aşağıda yazacağım düşünceler sadece beni bağlar tabi ama bir çok meslektaşımın da bu düşüncelere katılacağını biliyorum.
Şimdi ilk soruya cevap hem evet hem hayır. Evet çünkü kısıtlı kaynakla bir şey üretmeyi dizayn etmeye ve sonrada üretmeye kalktığınız zaman bu mühendisin işidir. Olay sadece makineleşme değildir.
Dün misal erişte kesmemiz gerekiyordu. Hem sütlü hem yumurtalı yaptık. Biraz sütü bol olmuş, çok yumuşak bir hamur oldu, kesmek çok güçleşti. Biz de hemen hamur şeritlerini kurutma makinamıza koyduk sadece 25 dakika dış yüzeyini kuruttuk. Sonraki 45 dakika içerisinde 5 kilo erişteyi kırt kırt hemencecik kestik. Şimdi bu tamam mühendislik harikası bir durum değil ama kaynakları verimli kullanmanın bir sonucu. Her akıllı insan bunu düşünebilse de bunu düşünüp sorunu çözmek için analitik düşünce tarzını mühendislik okullarında vermeye çalışırlar. İlk senelerde canımızı çıkartan, bir çok öğrenciye "ne gerek var yeaaa" dedirten ağır matematik ve fizik derslerinin programda bulunmasının sebebi budur, problemlerin çözümlerine analitik bakış açısı getirerek hızlı ve sağlam çözüme ulaşmak.
Aynı soruya hayır olmaz diye de cevap verebiliriz ama doktor beyin argümanından farklı bir hayır bu. Mühendislik özellikle Alman ekolünde sadece makina, kimya ve inşaat alanlarına yakıştırılmış bir meslektir. Onlar bizim gıda mühendisi dediğimize gıda teknoloğu / teknisyeni derler. Yurtdışında gıda mühendisiyim diyince bir garip bakıyorlar önce ama kimsenin kelimelere takıldığını görmedim ben. Kelimelere takılan Türk halkıdır. Bizim şark tarafımız etiket sever, mevki sever, büyük büyük kocaman kocaman isimler sever. O kadar ağır eğitim aldıktan sonra bölümü okuyan da ezilmemek ister açıkçası. Yani bu isimlendirmenin arkasında kültürümüz var dostlar.
İkinci sorunun cevabına geçmeden önce mesleklere çok da takılmamak gerektiğini özellikle belirtmek istiyorum. Misal bu soruyu soran doktor bey göğüs hastalıkları uzmanı. Beslenmeci değil, direkt alanı dahiliye değil ama beslenme üzerine bol bol kalem oynattığını biliyoruz. Oynatsın bir lafım yok ki zaten bizim halkımız doktor da sever. Beyefendinin söylediklerinin çoğuna da ben de imza atarım, doktordur bir bildiği vardır düşüncesinden yola çıkarak feyz alırım, araştırır, öğrenirim. Kendisi en azından doktor. Bu ülkede tütün eksperleriyle kimya profesörleri değme fitoterapistlere, eczacılara, bitki bilimcilere, bitkisel tedaviler üzerine uzmanlaşmış doktorlara taş çıkartacak kitaplar, programlar efendime söyliyim dükkanlar filan filan filan açıp paraya para demezken kalkıp da bir tıp profesörüne ancak aman hocam denilebilir.
Gelelim ikinci sorunun bariz cevabına. Gıda mühendisleri sadece patronların ve kapitalist düzenin söylediklerini yapmak zorunda mı? Çok basit yanıt esasında : EVET. Hem de koca bir EVET.
Neden?
Çünkü buradaki sorun gıda vb sorunu değil, buradaki sorun maaşlı çalışma sorunu. Sizden patronunuz ne isterse onu kanunlara en uygun şekilde, gıda güvenliği açısından sorun çıkmayacak biçimde üretmek zorundasınız. Patron misal burda süt var işleyeceğim, taaa 1000 km ötedeki insanlara ulaştıracağım ama uçakla filan gönderemem o yüzden ömrü 1 haftadan uzun olsun ve illa da soğuk zincir gerektirmesin dediğinde yapılan şudur : Sütün bu kriterlere uyabilmesi için proses dizayn edilir VEEEE besin değerlerinde, içerdiği sağlığa faydalı özelliklerinde bir düşme olup olmadığına bakılır. Yani ortada sadece sütün ömrünü uzatıp bin kilometre öteye çakmak durumu yoktur. Var olan sistemler gıdanın besin öğelerini korurken raf ömrünü optimumda tutmak üzeredir. Yani sektörde elinde renkli deney tüpleri ve karışmış saç sakal ile "Ni ha ha ha, sonunda hiç bir besin değeri kalmamış ama 3000 sene dayanan süt ürettim" diye diye dolaşan tipler yoktur.))
Patronun istediği en makul şekilde çözülür ve sunulur. Kendisi bir çok kapitalist gibi kenardan dolaşmak, azcık ucuundan nolcak yahu laflarıyla sizi kandırmaya çalışabilir. Sağlam durup diretmek lazım. Benim gibi olması gerekeni yaptırıp sonra da patronla papaz olmayın ama. Tatlı tatlı yapın. Kovulmayın:))
Gıda sektörünün içinde bulunduğu rafine gıda sorununu iliklerine kadar hisseden ve bunun değişmesi için kafa patlatan, kendi minik çabalarımla bişiler yapmaya çalışan bir gıda mühendisiyim. Biliyorum benim gibi deliler var bu dünyada ve açıkçası işimiz baya bir zor. Yel değirmenlerine karşı savaşıyoruz. Bu savaşta açıkçası sırf adım mühendis olduğu için laf yemek istemiyorum. Sapla saman birbirine karışsın, dumanlı tozlu havada gerçekler flulaşsın istemiyorum. Bana, benim gibi ya da sırf patronu öyle söyledi diye rafine gıdalar üretmek zorunda kalan meslektaşlarıma laf edilmesin. Gücünüz yetiyorsa, mühendislere gelmeden önce şarlatan doktorumsulara, mesleği sağlığın yanından bile geçmeyen sözde profesörlere ve bir de açıkta pislik içinde ne idüğü belirsiz gıda ve sağlık ürünleri satan aktarlara, gözünü para hırsı bürümüş işadamlarına laf edin, carlayın, yerin dibine sokun. Bana da mühendis demek istemiyorsanız demeyin, bana etiket lazım değil hamdolsun. Benim derdim iyi, sağlıklı ve pratik gıdalar üretmek.
Hadi daha gidip dükkanı açıcam canım eriştelerim kurudu mu onlara bakıcam. Tutmayın beni hadi tutmayın beni:))
kendi butik üretimhanemde iyi, etik ve besleyici gıdalar üretmeye çalışırken gıda sektöründe olanlar, olmayanlar, olması gerekenler filan filan filan üzerine.
25 Ekim 2013 Cuma
23 Ekim 2013 Çarşamba
Bebek tarhanası alırken dikkat edilecekler
Tüm ailem ben gıda mühendisi olduktan sonra bakkalda markette yeni ve/ya değişik bir ürün filan gördüklerinde akıllarının kenarına yazar bana söylerler, akıllarına bişi takılırsa sorarlardı. Kendi işimi kurduğumdan beri artık numune alıp veriyorlar, gönderiyorlar:) Ablam yine bir alışverişinde üzerinde dana kadar bir çocuk fotosu olan bebek tarhanası bulmuş, ilgilenirim diye atmış sepetine. Tatilde bana verdi.
Bu bebek tarhanası işi bana pazarlama taktiği gibi geliyor. Tamam acı biberden yapılmıyor ve baharat konmuyor içine anlarım da bebek gıdaları işi bambaşka bir iş yahu. Öyle herkesin harcı değil yani. Bi kere mikrobiyolojik olarak filan daha düşük limitler var, kanunlar daha hassas bebek gıdalarına karşı. Ama sağolsun önüne gelen bebek - çocuk pazarı karlı diye dalıyor buraya.
Neyse lafı uzatmayayım dün iş yerinde pişirdik bu çok ünlü bebek tarhanasını. Bir kere öğütmeyi becerememişler, ama hadi bunu geçelim bu teknolojik bir sorun, halledilebilir. Yahu acaip tuzlu ve nane filan içeriyor. Bebekler bildiğim kadarıyla bir yaşına kadar şeker ve tuzdan uzak tutulur. Sonra nane gibi bir baharat hem tat hem de beslenme açısından bir bebek gıdasına uygun mu yahu?
![]() |
| bunu üretene kadar ne çektim ben bilirim kardeş:) |
Geçenlerde bir anne Makarna, Lütfen!'in twitter hesabından bebeği için tarhana aradığını, bizimkinin bu özelliklere uygun olup olmadığını sordu. Ben de bebek tarhanalarının özellikle tuz içermemesi gerektiğini, bizimkinin de binde 7 oranında (dikkat yüzde değil binde) tuz içerdiğini bu yüzden tam anlamıyla bebek tarhanası diyemiyeceğimi ilettim kendisine. "Elimde bol sütlü, yumurtalı ve kırma buğdaylı bir İç Anadolu tarhana tarifi var, tuz ve baharat eklemeyeceğim. Muhtemelen bebeğinize rahatlıkla yedirebilirsiniz, onu ürettiğim zaman haber vereyim." dedim; kadıncağız teşekkür etti haber beklediğini söyledi.
Şimdi bu tüketici ne yaptı? Araştırmasına devam etti ve bebek tarhanası olduğu söylenen ama tuz, baharat ve aromatik ot içerebilecek bir ürün alıp bebişine içirdi. Ya bebeğin hassasiyeti varsa? Ya hastalandıysa? Ambalajın üzerinde 4. aydan itibaren içirebilirsiniz yazıyor bir de. Yahu o kadar küçük bebişe unlu biberli naneli tuzlu bişi verilir mi? Üzerine bari bir doktora danışın filan yazsalar.
Bir bebeğin benim ürettiğim bir ürünü yedikten sonra bırakın ağlamasını, hastalanmasını filan bir dudak bile bükmesini istemem ben. Bir de üstüne üstlük kandırılma işi var. Bir acı koyma tarhanaya olsun sana bebek tarhanası yok yaaaa!!
Biberli domatesli tarhana mevsimi geçti ama bu İç Anadolu tarhanasını (beyaz tarhana) yapabilirim ve yapacağım. Güneşsiz nasıl kurutacaksın sorusu gelebilir. Tarhana esasında güneşte kurutulmamalıdır çünkü B vitaminleri kaybolur direkt güneşe maruz kaldığında. Daha da önemlisi o kadar para verdik kurutma kabini ve nem tayin cihazı aldık:) Hakkını vererek en hijyenik şekilde kurutmayı rahatça yapa:)))
Daha da uzatmadan hem özetleyeyim hem aklımdaki diğer noktaları yazayım :
- Bebek tarhanası alırken tuz, aromatik ot (maydanoz), baharat (nane) vb içerip içermediğine bakın, sorgulayın.
- Biber ve domates içeren tarhanaları kimi doktorlar belirli bir aydan önce önermeyebilirler çünkü alerjik reaksiyon verebilir bebeklerin bünyesi domatese karşı. Doktorunuza danışın.
- Kimi tarhanalar (misal benimki) bir miktar bakliyat (nohut) içerir. Bu bebeğe ekstra gaz yapabilir. Her zaman etiket okumakta fayda var.
- Bebeğinizin gluten hassasiyeti varsa piyasaya yeni yeni glutensiz tarhanalar çıktı, onlara itibar edin.
- Üzerinde sevimli bebek resimleri olan her gıdaya aldanmayın:)
- Açıkta satılan, güneşte kurutulmuş, içindekilerin bilinmediği tarhanalara prim vermeyin, almayın. Bu tüm tarhanalar için geçerlidir esasında. Tarhana düzgün üretilmediğinde küf oluşumuna bağlı bertaraf edilmeyen mikotoksin içerebilir. Bilin bakalım mikotoksinler uzun vadede insanın başına ne bela açıyor? Evet kanser:((
- İstanbul'da 138 noktadan toplanıp 32'inde aflatoksin (mikotoksin) seviyesinin limit üzerinde bulunduğu çalışma bağlantısı burda: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22623886
- Madem böyle bir sorun var devlet napıyor derseniz cevap basit yetişemiyor. Piyasada senelerdir bebek tarhanası olmasına rağmen herhangi bir tebliğin minicik bir bölümünde bile geçmiyor bu ürünün konusu ne yazık ki.
Derdim içinize korku salmak değil zinhar, azıcık bilgi ile farkındalık yaratmak. Umarım becerebilmişimdir.
Güzel tarhanalı günler efendim (TRT spikeri gibi bitirdim.))
Etiketler:
aflatoksin,
B vitamini,
bebek beslenmesi,
bebek tarhanası,
beyaz tarhana,
glutensiz tarhana,
güneşte kurutma,
İstanbul,
kanserojen,
kurutma kabini,
mikotoksin,
tarhana,
tarhanada kanserojen riski
21 Ekim 2013 Pazartesi
"Yeminimi bozdum huleyn!!" yazısı No: Bilmemkaç
Günaydınnn,
Tatil dönüşü kafa pencerede uzaklara dalmış düşünürken verdiğim kararlardan birisini uygulamaya geçirme zamanı dostlar. İlk iş de tatil sonrası çamaşır ve evde bişi yokken ne yiycez derdini en azından programa koymuş bir anne olarak düzgün bir internet bağlantısı ile bilgisayarı bir araya getirerek başına oturmak ve bu bloga hakkını vermek.
Her gün (bilenler bilir) makarnalutfen.com adresindeki benim "tükkana" üye olmuş dostlara mail atıyorum. Her gün yeni bir bilgi vermeye çalışıyorum. Artık bundan sonra da blog üzerinden devam etmeye karar verdim. Buyrun karar sürecinin nasıl işledi paylaşayım.
Eski bir dostumuz ile tatilde Çeşme'de bir araya geldik. Taa Piemonte'lere peynir tatmaya giden, ağzına bir tanecik bile kurabiye atmayan bu yaşı henüz 30'larda sağlıklı beslenme gurmesiyle tabi ki kumrunun dibine dibine vuramayacağımız aşikardı. (Bu arada kumrunun üzerine üçgen peynir koymaya başlamışlar. Tü Allah belanızı versin dedim öğrenince. Lütfen üçgen eritme peynirlerine itibar etmeyiniz; kumru gibi yağ ve şarküterinin hası bir yaramazlık tüketirken bile.))
Ne diyordum? Evet. Onur'la uzun zamandır bir araya gelmemiştik. Dedikodusu yapılacak çok "uzman" ve paylaşılacak çok gezi ve yemek hikayesi vardı. Gerçi daha çok geziyi o anlattı biz ağzımız açık dinledik. Güney Amerika, Kuzey İspanya, Mısır filan gezmiş abimiz. Hemen aklımdan çıkmayacak bir detay: Arjantin'de kallavi etin yanına salata isteyince o ne abi diye sormuşlar. Güney yarımküre harbiden bizim tersimiz midir yahu:)
Siteyi, yapmak istediklerimi, üretmek istediklerimi, ortalıkta şarlatan şarlatan çok dolaşan tip olduğunu, koca koca doktorların tavuktu süttü derken esas harbiden kanserojen içeren gıdaları anlatmadıklarını, bu korku ortamındaki rantı filan filan filan konuştuk. Buralara taşıma derdinde değildim, samimi bir ortamda halimden anlayan bir dosta içimi döküyordum sadece. Güzelce yemeğimizi yedik. Ben artık gittiğim her yerde makarna deniyorum. Hangi markanın makarnasını nasıl pişirmişler, ne sos kullanmışlar diye bakıyorum. O akşam da o çok fan fini fin fon marina restaurantında bir tabak aşırı yağlı deniz mahsüllü salatayı süzdüre süzdüre yedim, evlere dağıldık.
Gece bir mail geldi Onur'dan. Benim siteyi blogu vb incelemiş. Yurtdışındaki siteleri ve blogları incelemiş ve insanlara nasıl daha kolay ulaşırım üzerinden fikir vermiş. Gıdalar konusunda tam biz uzman olduğumu, yazacak mutlaka çok şeyim olduğunu, blogda ve özellikle sitede daha fazla bilgi vermemi ve bu ikisini mutlaka kaynaştırmamı tavsiye etmiş. Kendi sözlerini alıntılıyorum : "Odaklanmamızı "besleyici, sağlıklı ve kolay gıda" üzerine yapınca, sadece sebzeli makarna ile kısıtlı kalmamak lazım bence. Daha geniş düşünmek gerek."
İyi güzel bir düşüneyim diye yattım ben o gece ama uyumak ne mümkün? Midem kocaman, garip bir karın ağrısı. Kıvrandım durdum en sonunda kendimi lavaboya zor attım ve bir saatlik bir cebelleşmenin ardından sistemi temizledim. Bi küçük kase süzme yoğurt ile ağzımın tadını ancak düzeltip yatağa geri döndüm.
Bir çok hassas bünye gibi terslikler hep beni bulur. Özellikle gıdalar konusunda. O gece yatakta kıvranırken, koca marinada en şık restauranttan bile zehirlenmiş olmama hayret edip sonra da kızım ne hayret ediyorsun, şık yer diye ne güveniyorsun, ne inanıyorsun diye diye diye kendime kızarken acı içinde Onur'un dediklerine hak verdim. Yolda da çok düşündüm bu konu üzerine.
Bu blogu özellikle siteden uzak tutma derdindeydim, takipçilerim bilir, eski yazıları okuyanlar da bu çabayı hissedecektir. Amaaaaa artık vazgeçiyorum. Gıda üzerine sadece düzgün üretimi ve tüketimi değil felsefesi, kalitesi, tarihi üzerine bu kadar kafa patlatırken ve en enn ennnnn önemlisi de kimseye eyvallah demeden üretim yapabileceğim bir işletmem varken her şeyi birleştiriyor ve en azından her gün buraya aklıma takılanları, düşündüklerimi, gördüklerimi ve ve özellikle de ürettiklerimi yazma kararı alıyorum.
Bu sıralarda çok mu yeminimi bozdum huleyynnn yazısı yazdım yahu:))
Neyse beni anlayan anladı bence:)
Tatilden kalanlar :
- Yabanmersini reçeli tattım. Süperdi. Size yapıcam hem de en sağlıklısından.
- Yeşil mercimekli mantım dillere destan olmaya başladı. Bayram başında taaa Eskişehir'den gelen siparişe nazikçe bitti cevabını vermek çok çok üzdü beni. Kendimi sadece makarnacı olarak tanımlamaktan çıkıyorum artık. Bugün hatta bu hafta bol bol yeşil mercimekli mantı üreteceğiz. Bugünden siteye ekliyorum, siparişlerinizi alacağım.
- Canım cicim güzel insan Tijen Hanım da yazmış beni ve ürünlerimi. Nasıl onurlandım nasıl sevindim anlatamam:)) Hatta çok tatlı bir hatırası da oldu çünkü o benim ürünleri tadarken ben de onun otlar kitabındaki tarifleri altlarını çize çize okuyup feyz alıyordum. Beni ona götüren canım Ayfer Yavi ablama da biraz evlilik programı şeysi olacak ama buradan sevgiler öpücükler:)) Yazının bağlantısı burada : http://mutfaktazen.blogspot.com/2013/10/once-www.html
- Pekmezlerin kek vb de kullanıldığında besin öğelerinin azalması ile ilgili yazı isteği geldi. Bu hafta içinde yazıp sizlerle paylaşacağım.
- Instagram'da http://instagram.com/makarnalutfen adresinde takılıyorum gördünüz mü? Dostlar pişirdikleri makarnalarımın fotoğraflarını paylaştıkça pihuuu acaip seviniyorum:))
- Evvelsi gün Sasalı'nın tarlalarından o anda koparılmış çiçeği üzerinde tazecik kabakları ve çıtır pırasaları ablamın mutfağında yatar görünce içim gitti, kokarım mokarım demeden mücvere giriştim. İçine de benim sebze kurusundan bir yemek kaşığı attım. Ablam, seninki çok farklı çok güzel oldu herhalde sebze kurusundan dedi:) Esasında tamamen iyi malzemeden efem:))
- Alaçatı'da kendi üretimhanesinde şarap üreten sınıf arkadaşlarıma uğradım. Arkada üretip önde satıyorlar. Nasıl gururlandım anlatamam. Shiraz'ları çoook güzel. (http://instagram.com/p/fkWI0tiIQk/)Ben bi şişe rose aldım, özel bir akşama saklıyorum. Reçeller, sabunlar bir sürü ürün de var. Sezonu bitti oraların ama belki belki giderseniz uğrayın değirmenin hemen karşısındaki Gemici Şaraplarına benden selam söyleyin:)) Ot festivalinde bu sene innnnşallahhhhh ordayım hemi de süprizlerle:))
- Geçen hafta Sıdıka'cım cibez gönderdi. Bakalım bu hafta hakkını vererek bir makarna yapabilecez mi ondan:))
Ben gittim, tatil dönüşü çok iş varken çenem düştü iyice. Güzel bir hafta olsun herkese:)))
16 Ağustos 2013 Cuma
bir gıda mühendisinden öğrenciye tavsiyeler - ah bir de fabrika kurdum tabi o var
kaç zaman oldu yazmayalı
pihuuu
arada krediyi kopardım, dükkanı tuttum, içini yaptırdım, makinaları getirttim, elemanları ayarladım, ruhsatları tamamladım, üretime başladım. şimdi büyük balıkların peşindeyim. hala çarkı döndürmeye başlayamadığımdan hayatımın ennnnnnn yüksek stresini yaşıyorum. makarnaların beğenileceğine eminim de ticareti bilmiyorum. kandırılmaktan, dolandırılmaktan çookk korkuyorum ve temkinli gidiyor olmam da zaman kaybettiriyor sanki bana.
kısacası henüz işim bitmedi. ileride torunlarıma gülerek anlatacağım günler yaşıyorumdur umarım ama henüz daha ohh müşterilerim var, çarkımı döndürmeye başladım diyemedim. yani bu kadar kısa geçmemin sebebi bu. uzun uzadıya yazacağım. hakkı verilmiş bir gıda işletmesinin nasıl kurulduğunu en ince detayına kadar yazacağım. bir oh diyeyim inşalla. yoksa başarı hikayem yerine....
neyse
dün yeni üniversiteli bir gençten mail geldi. ben ne zaman gıda mühendisliği gurusu oldum bilemiyorum:) ayda bir böyle eposta alıyorum. elimden geldiği kadar cevaplıyorum. buraya taşıyayım cevabı dedim.
görüşmek üzere. inşallah kısa zamanda:)
"size gıda mühendisliğinde okuyan daha doğrusu okumaya çalışan bir öğrenciyim denizli de okuyorum rahatsız etmeden bir kaç sorum olacaktı cevaplarsanız sevinirim
"günaydın
- ders başarısı ne kadar gerekli kaliteli bir mühendis için
- donanımlı bir mühendis nelere sahip olmalı
- iş yerleri neler bekliyor/istiyor bizden
bunları bilen sorabileceğim kimse olmadığı için sizi rahatsız ediyorum kusura bakmayın ekşi duyuruda bir konu açmıştım. bir arkadaş sağolsun sizin bloğu gösterdi şimdiden teşekkürler"
"günaydın
valla beni kim önerdi bilmiyorum ama ben sadece kendi halinde meslekte 15. yılını doldurmuş bir gıda mühendisiyim. az biraz da yazarım gıdalar üzerine. sizin sorularınıza vereceğim cevaplar tamamen benim kişisel görüşlerim. tabi ki tartışılabilir. lütfen benim dediklerimi bir abla nasihati gibi alın ve kendi süzgecinizden geçirin
ders başarısı illla şart değil bence ama birinin neden derslerde başarılı olduğuna da bakmak lazım. ezberden mi yoksa gerçekten konuyu kavradığından mı? konuları kavrayarak, anlayarak öğrenme yoluna giderseniz hayatta daha başarılı olursunuz sadece derslerde değil. not zaten gelir
donanımlı bi mühendis özellikle dil bilmeli. esasında donanımlı ve vizyonu geniş bir insan mutlaka ingilizce bilmeli günümüzde. yapabiliyorsanız bir ikinci dil de şukela olur.
iş yerleri kendine köle ister esasında. herşeyi bilip, hiç bir hata yapmadan çalışmanızı ister. bu imkansız tabi ki. önemli olan verilen sorumluluğun altından kalkabilmek ve çok açıkça yazayım azcık taşaklı olmak. iyi düşünüp karar verip sonra da arkasında durmak gerek. bu esasında genel bir hayat dersi. siz akıllıca, iyi düşünülmüş, etraflıca bir araştırmadan sonra verilmiş kararlara sahip olmalısınız. ister gıda mühendisi olun ister başka bir meslekte biri. benim naçizane düşüncem budur
çok mu açık yazdım kusura bakmayın:))
mühendislikler arasında bizi verim mühendisinden ayıran mikrobiyoloji bilmemmizdir. en önemli derslerinizden biridir. başka hiç bir mühendislik en azından türkiyede mikrobiyoloji almaz. bu derste öğrenecekleriniz herhangi bir biyoloğu filan bırakın bir doktorla bile oturup çatır çatır konuşmanıza ve tartışmanıza salık verir. bir sonraki önemli ders gıda kimyası esasında ama o da seçeceğiniz işe bağlı. teknoloji dersleri önemlidir. ama esas tecrübeyi işe girdikten sonra öğrenirsiniz. yüzeysel kesinlikle değil ama genel olarak tüm gıdaların üretimine hakim olmaya çalışın derim naçizane.
denizli iyi bir okul. ordan mezun sanayide başarıılı arkadaşlarım var. denizliye üzüm çekirdeği almaya gelmiştim seneler önce ben. yusuf hocayla tanışmıştık, sonra sizin okulda bir kaç analiz bile yaptırdım:))
umarım yardımcı olabilmişimdir.
başarılar
tuğba"
4 Haziran 2013 Salı
9 Mayıs 2013 Perşembe
Fındıklı Görüşmesi
Bundan 14 sene kadar önce çömez bir gıda mühendisi olarak ilk işimde bir seneyi doldurmak üzereydim. İşe mezun olduktan bir kaç hafta sonra girmiş olmanın mutluluğu ile "mühendisim lan ben" havam çok kısa sürede sönmüştü çünkü telefonlara bakmak, tuvalet kağıtlarını değiştirmek, kargo göndermek gibi çookkk önemli işlere koşturuyordum. Biraz safımdır hem de kendimi kolay ezdiririm. Hala çevremdekiler (başta annem) bilmemneye dikkat etmem gerektiğini, beni kullanabileceğini filan söylediklerine göre demek ki hala safım ve eziliyorum.
Neyse konumuz bu değil...
Ya da bilmiyorum budur.
Tam 14 sene önce büyük tesadüfler sonucunda Fındıklı'daki bir gıda makinaları firmasının genel müdürüne özgeçmişimi iletmiş ve bir Kasım akşamı görüşmeye gitmiştim. Hangi ruh halinde gittiğimi hatırlamıyorum. Görüşmenin çok olumlu geçtiğini ve hayatımda ilk ve son defa bir iş görüşmesinde karşılıklı Türk kahvesi höpürdettiğimizi hatırlıyorum. Kafamdaki en belirgin his de ofisten çıktığımda yere basmayacak kadar çok çok sevinçli olmamdı. İnsan genellikle kötü tecrübelerini daha fazla hatırlarmış bir daha tekrarlamamak için. Ama bu çok çok güzel bir his idi, unutulacak gibi değildi. Harbiden uçtuğumu sanmıştım. İnsan nasıl uçmaz? Hem iki katı maaşa anlaşmışım, hem İçerenköy'ün griliğinden sonra Boğaz'a bakan bir ofiste çalışacağım, hem de o zamanlar çok daha iyi kotardığım İtalyanca'mı kullanacağım hevesindeyim.
Esasında tüm bu isteklerimi gerçekleştirdim. İş hayatımın çok büyük bir tecrübesidir o firma.
Şimdi bu kadar geriye gitmemin sebebi bu sefer yine Fındıklı'da bir görüşmeye gidiyor olmam. Sabah yine karga kahvaltısını etmeden uyandım tabi. Böyle önemli günlerde erkenden uyanıp gözlerimi açar açmaz beynim o güne kitleniyor ve arpacı kumrusu gibi düşünmeye başlıyorum. Size de böyle oluyor mu? Normal günlerde uyku mahmurluğunu rahat bi 15 dakika yaşayan ben, bu tip özel günlerde iki saniye içinde cin gibiyim.
Uzun lafın kısası bu sabahın köründe hayatımın ikinci "Fındıklı Görüşmesine" gideceğimi fark ettim. İki gündür stresten allak bullağım. Bu sefer görüşme öncesinde neler hissettiğimi çok iyi hatırlayacağım. Görüşmenin olumsuz geçmesinin beni taş gibi yapacağına adım gibi eminim ama olumlu bir görüşme olursa ilk Fındıklı Görüşmem kadar uçacağımı tahmin etmiyorum.
Belki de o kadar saf değilim artık. Yani, 23 yaşımdaki kadar.
Neyse konumuz bu değil...
Ya da bilmiyorum budur.
Tam 14 sene önce büyük tesadüfler sonucunda Fındıklı'daki bir gıda makinaları firmasının genel müdürüne özgeçmişimi iletmiş ve bir Kasım akşamı görüşmeye gitmiştim. Hangi ruh halinde gittiğimi hatırlamıyorum. Görüşmenin çok olumlu geçtiğini ve hayatımda ilk ve son defa bir iş görüşmesinde karşılıklı Türk kahvesi höpürdettiğimizi hatırlıyorum. Kafamdaki en belirgin his de ofisten çıktığımda yere basmayacak kadar çok çok sevinçli olmamdı. İnsan genellikle kötü tecrübelerini daha fazla hatırlarmış bir daha tekrarlamamak için. Ama bu çok çok güzel bir his idi, unutulacak gibi değildi. Harbiden uçtuğumu sanmıştım. İnsan nasıl uçmaz? Hem iki katı maaşa anlaşmışım, hem İçerenköy'ün griliğinden sonra Boğaz'a bakan bir ofiste çalışacağım, hem de o zamanlar çok daha iyi kotardığım İtalyanca'mı kullanacağım hevesindeyim.
Esasında tüm bu isteklerimi gerçekleştirdim. İş hayatımın çok büyük bir tecrübesidir o firma.
Şimdi bu kadar geriye gitmemin sebebi bu sefer yine Fındıklı'da bir görüşmeye gidiyor olmam. Sabah yine karga kahvaltısını etmeden uyandım tabi. Böyle önemli günlerde erkenden uyanıp gözlerimi açar açmaz beynim o güne kitleniyor ve arpacı kumrusu gibi düşünmeye başlıyorum. Size de böyle oluyor mu? Normal günlerde uyku mahmurluğunu rahat bi 15 dakika yaşayan ben, bu tip özel günlerde iki saniye içinde cin gibiyim.
Uzun lafın kısası bu sabahın köründe hayatımın ikinci "Fındıklı Görüşmesine" gideceğimi fark ettim. İki gündür stresten allak bullağım. Bu sefer görüşme öncesinde neler hissettiğimi çok iyi hatırlayacağım. Görüşmenin olumsuz geçmesinin beni taş gibi yapacağına adım gibi eminim ama olumlu bir görüşme olursa ilk Fındıklı Görüşmem kadar uçacağımı tahmin etmiyorum.
Belki de o kadar saf değilim artık. Yani, 23 yaşımdaki kadar.
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Bursa Kadın Girişimciler Fuarı 2013 notları
Günaydın...
Bursa'dan geleli kaç gün oldu hala notları yazmadım. Eskiden ne iş gezilerine ne montajlara ne eğitimlere giderdim Türkiye'nin dört bi tarafına. Yaşlandım mı yoksa uzun zamandır iş gezisine çıkmadığım için paslandım mı yoksa ikisi de mi:))
Madde madde gideyim ben tarih sıralaması ile kafamda:
- Sabahın köründe arabayı yükleyerek başladık. Kırklareli'nde Bursa'ya İstanbul üzerinden gittik ve tabi İstanbul'u yarıp geçmek uzun sürdü. Sabah 8'de yola çıkınca öğlen 3 gibi otele vardık.
- Otel Baia Otel'di ve hiç fena değildi. Tüyap Bursa'ya yakın. Tavsiye ederim.
- TOBB ve Ticaret Odalarının etkinliği idi bu. Misal bizi Kırklareli Ticaret Odası gönderdi. Dernek değil Kadın Girişimciler Kurulu. Yani ben bir iş kurucam diyen kadınların elinden tutma kurulu. Yer mi bulunacak, resmi işler mi halledilecek, odanın işlerinde şaşkın tavuk olmanız mı engellenecek herşeyi bu kuruldaki deneyimli kadın girişimcilerden öğrenebilirsiniz. Esasında ilden ile değişebilir bu çünkü yönetime, çalışan insanlara bağlı. Bizim Kırklareli'nin başında daha lisedeyken ticaretin içine düşmüş bir hatun var. Çok uyanık, zehir gibi biri. Onun dediği bu dernek değiliz destek kuruluz cümlesi.
- Kısacası kafanızda bir iş fikri bişi varsa Ticaret Odasında Kadın Girişimciler Kurulunu bulun. Her şehrin kurulu canavar değil tabi. 81 il gelecek diyolardı 60 küsürdük orada. Ankara da İstanbul da İzmir de yoktu. (Eh ihtyaçları yok belki:) Daha dorusu İstanbul standında bi firma vardı. Hani şu Uzay leke çıkarıcı. O da hatun bi girişimci. Kocaeli de Bursa da kaplan gibi sarılmışlar bu işe. İşte katılan şehirlerin listesi :
-Herkes Cuma günü stand yaptı. Öncesinde kaç bölüm istediğinizi söylüyormuşsunuz. Bize bizim stand küçük geldi bu yüzden. Resim vardı bir sürü. Seneye daha büyük yer istemek şart:) Biz iki bölüm istemişiz fotoda ilk halimiz var:
- Bir sürü resim ve el sanatının yerleşmesi zaman aldı tabi ama akşam 7de biz İskendercinin yoluna koyulmuştuk bile.)) Bundan sonrasını yazmıyorum ayıp valla ne yediğimizi anlatmak. Yeri gelmişken belirteyim bu sosyal medyada az sonra yiyeceği tabağın ve hatta oturacağı hazırlanmış masanın fotoğrafını koymak bana çok ayıp geliyor. Hadi kahveyi ya da açık büfeyi bi derece filan anlarım da. Ne bileyim. Ben mi safım bilmiyorum tabi. Annem bize sokakta bir gıdım yedirmezdi, alan var alamayan var derdi, ne yiyceksek gider evde yerdik. Tamam kabul ediyorum paylaşmak lazım ama hep beraber dostlarla oturduğun sofrayı çekmek var mamaların yan rolde olduğu, bi de masayı komple çekmek var. Ne bileyim ne bileyim.
- Cumartesi sabahı 10 gibi Fuar'daydık. 11 gibi açılış konuşmaları filan oldu. "Kadinin is gucune katilim orani %30 dedi TOBB Bursa Baskani" diye tweet attım örneğin öğrendiklerimden. Kadının kayıtlı olarak iş gücüne katılmasını, daha fazla girişimci çıkarmasını ve ekonomiye eklemlenmesini istiyor devlet. AB şeysi de olabilir tabi. Odalardaki, kurumlardaki erkek egemenliğinin darbe alması ve tabi rahatları bozulması söz konusu olduğundan lafta kalabiliyor bu kadınları destekleme girişimleri. Farkında olmasak kötü ama farkındayız ey erkekler:)))
- Öğrencilikte de sonrasında da çok fuarda çalıştım. Her seferinde gözüm bizim standın dışındaydı. Araştırılacak, öğrenilecek çok şey var diye düşünürdüm. Meğer sahiplenmemişim standı:) Bu sefer kendi el emeğim göz nurum olduğundan sanırım bir kez tuvalete ayrıldım koca Cumartesi standdan. Gelen herkese makarnaları, benim danışmanlık verdiğim reçelleri, Kırklareli'nin Hardaliye'sini, peynirlerimizi filan filan filan anlattım. Döndüm makarnaları tekrar anlattım:) Yahu kendi evladımı bu kadar anlatmadım ben be:))) Herkes çok ilgilendi. Makarna, Lütfen'i teee Mersin'den Kocaeli'nden tanıyan çıktı.))
- Gelecek fuara uygun bir aparat hazırlayıp makarna tadımı yaptırmam lazım.
- Diğer standlar pek güzeldi, Pazar günü gezdim. Zaten aşağı yukarı Pazar öğlene kadar takıldık fuarda. Sonra arabaları yükleyip Bursa gezisine çıktık. Bıktım tabi her seferinde türbeye gitmeye ben arada kaçtım şöyle bi bakındım Zafer'in oralara filan bi saat kadar.
- Kayseri yöresel yemeklerin kitabını da cdsini de yapmış aldım. Amasya'dan hatunlar kabak ve fasülye kurutmuşlar. Kooperatiflermiş. Aman dedim mutlaka bir kurutma odası yaptırın, bu iş öyle anlattığınız gibi güneşte kurut sonra gölgeye al sonra fırına gönder biçiminde olmaz. Kocaeli Ticaret Odasının yaman AB danışmanları ile tanıştım, mutlaka davet edelim, beraber proje yazalım dedik. Uşak'ta bir abla Haşhaş-Pare yapmış. İnternet sitesi de var : http://www.hashaspare.com/ Sert bir kek biçiminde alıp şerbetini koyup yiyosun. İster pasta yap. Güzel fikir. Deniycem
- Diyarbakır'da güzel bakır işler vardı, takılar vardı. Mardin standı çok renliydi. Aydın'dan bir firma kurutulmuş domatesten ve zeytinden güzel ezmeler yapmış. Beraber ne üretebiliriz diye konuştuk. Kütahya yöresel yemeklerini magnet olarak basmış böyle resimli filan, çok güzel fikir.
- Bursa halkından çok katılım olmadı açıkçası. Daha bir kış zamanı yapılsa ne güzel olur ama tabi fuarda boşluk bulmak zor o zaman. Radyolarda yayın yaptık dediler ama fuar işinde sanırım esas iş billboard reklamı. İlk sene olur o kadar birbirimizi ağırlamamız bu da bişidir:) Eylül'de Antalya dediler bakacaz artık:)
- Pazar akşam üstü yorgun argın ama mutlu bi şekilde tekrar doluştuk otobüse. Ay Cumartesi akşamki gala yemeğini unutmayayım. Bir otelin balo salonunu düşünün, ağzına kadar kadın dolu. Düğün gibi esasında ama kadınların neredeyse %90'ı düğün sahibi gibi giyinmiş:))) Yemekler yendi, konuşmalar filan sonra ne oldu tabi kalkıp göbek attı bizimkiler. Tam düğün havası yani kısacası:)))
- Gala gecesine gidince Facebook'tan sevdiğim bir bloger arkadaşım foto foto dedi. Ben de masadaki mumla çiçeği çekip koydum sosyal medyaya. Ya Filiz'cim sen muhtemelen masada bizim fotomuzu filan istedin di mi? Benim anca kafama dank ediyo be yahu, kusura bakma:) Raconu yeni öğreniyorum:)))
- Bursa'dan kestane şekeri almadan ayrılmak olmaz diye daldık Kafkas fabrika satış mağazasına. Fiyatlar uygundu. Kestaneli puding yapmışlar. Fena değil ama deli tutmaz bence. Bir de kestane unu aldım. Hemen kek denedim. Hiç fena olmadı. Onun da yazısını fotoğrafını yayınlarım bi ara.
- Pazar akşamı az biraz Yalova'da bekleyerek geldik memlekete. Gece 1-2 gibi. Ben artık sonlara doğru sızmıştım ama bizim ekip genellikle enerjisini kaybetmedi. Hemen bi fotomuzu çakayım buraya. Tüm Kırklareli ekibine çok çok teşekkürler, çok güzel bir gezi oldu. Hepinizle tanıştığıma da çok memnun oldum. Bunu içten söylüyorum çünkü bol bol böyle ortamlarda bulundum. Kompleksiz, paylaşımcı, yardım etmek için çabalayan arkadaşlarım olduğu için şükrettim. Tekrar teşekkürler. Özellikle Ruhan Başgan güzel topladın bizi bi araya:) Nereye gidiyoz şimdi sen onu söyle:)))
Bursa'dan geleli kaç gün oldu hala notları yazmadım. Eskiden ne iş gezilerine ne montajlara ne eğitimlere giderdim Türkiye'nin dört bi tarafına. Yaşlandım mı yoksa uzun zamandır iş gezisine çıkmadığım için paslandım mı yoksa ikisi de mi:))
Madde madde gideyim ben tarih sıralaması ile kafamda:
- Sabahın köründe arabayı yükleyerek başladık. Kırklareli'nde Bursa'ya İstanbul üzerinden gittik ve tabi İstanbul'u yarıp geçmek uzun sürdü. Sabah 8'de yola çıkınca öğlen 3 gibi otele vardık.
- Otel Baia Otel'di ve hiç fena değildi. Tüyap Bursa'ya yakın. Tavsiye ederim.
- TOBB ve Ticaret Odalarının etkinliği idi bu. Misal bizi Kırklareli Ticaret Odası gönderdi. Dernek değil Kadın Girişimciler Kurulu. Yani ben bir iş kurucam diyen kadınların elinden tutma kurulu. Yer mi bulunacak, resmi işler mi halledilecek, odanın işlerinde şaşkın tavuk olmanız mı engellenecek herşeyi bu kuruldaki deneyimli kadın girişimcilerden öğrenebilirsiniz. Esasında ilden ile değişebilir bu çünkü yönetime, çalışan insanlara bağlı. Bizim Kırklareli'nin başında daha lisedeyken ticaretin içine düşmüş bir hatun var. Çok uyanık, zehir gibi biri. Onun dediği bu dernek değiliz destek kuruluz cümlesi.
- Kısacası kafanızda bir iş fikri bişi varsa Ticaret Odasında Kadın Girişimciler Kurulunu bulun. Her şehrin kurulu canavar değil tabi. 81 il gelecek diyolardı 60 küsürdük orada. Ankara da İstanbul da İzmir de yoktu. (Eh ihtyaçları yok belki:) Daha dorusu İstanbul standında bi firma vardı. Hani şu Uzay leke çıkarıcı. O da hatun bi girişimci. Kocaeli de Bursa da kaplan gibi sarılmışlar bu işe. İşte katılan şehirlerin listesi :
-Herkes Cuma günü stand yaptı. Öncesinde kaç bölüm istediğinizi söylüyormuşsunuz. Bize bizim stand küçük geldi bu yüzden. Resim vardı bir sürü. Seneye daha büyük yer istemek şart:) Biz iki bölüm istemişiz fotoda ilk halimiz var:
- Bir sürü resim ve el sanatının yerleşmesi zaman aldı tabi ama akşam 7de biz İskendercinin yoluna koyulmuştuk bile.)) Bundan sonrasını yazmıyorum ayıp valla ne yediğimizi anlatmak. Yeri gelmişken belirteyim bu sosyal medyada az sonra yiyeceği tabağın ve hatta oturacağı hazırlanmış masanın fotoğrafını koymak bana çok ayıp geliyor. Hadi kahveyi ya da açık büfeyi bi derece filan anlarım da. Ne bileyim. Ben mi safım bilmiyorum tabi. Annem bize sokakta bir gıdım yedirmezdi, alan var alamayan var derdi, ne yiyceksek gider evde yerdik. Tamam kabul ediyorum paylaşmak lazım ama hep beraber dostlarla oturduğun sofrayı çekmek var mamaların yan rolde olduğu, bi de masayı komple çekmek var. Ne bileyim ne bileyim.
- Cumartesi sabahı 10 gibi Fuar'daydık. 11 gibi açılış konuşmaları filan oldu. "Kadinin is gucune katilim orani %30 dedi TOBB Bursa Baskani" diye tweet attım örneğin öğrendiklerimden. Kadının kayıtlı olarak iş gücüne katılmasını, daha fazla girişimci çıkarmasını ve ekonomiye eklemlenmesini istiyor devlet. AB şeysi de olabilir tabi. Odalardaki, kurumlardaki erkek egemenliğinin darbe alması ve tabi rahatları bozulması söz konusu olduğundan lafta kalabiliyor bu kadınları destekleme girişimleri. Farkında olmasak kötü ama farkındayız ey erkekler:)))
- Öğrencilikte de sonrasında da çok fuarda çalıştım. Her seferinde gözüm bizim standın dışındaydı. Araştırılacak, öğrenilecek çok şey var diye düşünürdüm. Meğer sahiplenmemişim standı:) Bu sefer kendi el emeğim göz nurum olduğundan sanırım bir kez tuvalete ayrıldım koca Cumartesi standdan. Gelen herkese makarnaları, benim danışmanlık verdiğim reçelleri, Kırklareli'nin Hardaliye'sini, peynirlerimizi filan filan filan anlattım. Döndüm makarnaları tekrar anlattım:) Yahu kendi evladımı bu kadar anlatmadım ben be:))) Herkes çok ilgilendi. Makarna, Lütfen'i teee Mersin'den Kocaeli'nden tanıyan çıktı.))
- Gelecek fuara uygun bir aparat hazırlayıp makarna tadımı yaptırmam lazım.
- Diğer standlar pek güzeldi, Pazar günü gezdim. Zaten aşağı yukarı Pazar öğlene kadar takıldık fuarda. Sonra arabaları yükleyip Bursa gezisine çıktık. Bıktım tabi her seferinde türbeye gitmeye ben arada kaçtım şöyle bi bakındım Zafer'in oralara filan bi saat kadar.
- Kayseri yöresel yemeklerin kitabını da cdsini de yapmış aldım. Amasya'dan hatunlar kabak ve fasülye kurutmuşlar. Kooperatiflermiş. Aman dedim mutlaka bir kurutma odası yaptırın, bu iş öyle anlattığınız gibi güneşte kurut sonra gölgeye al sonra fırına gönder biçiminde olmaz. Kocaeli Ticaret Odasının yaman AB danışmanları ile tanıştım, mutlaka davet edelim, beraber proje yazalım dedik. Uşak'ta bir abla Haşhaş-Pare yapmış. İnternet sitesi de var : http://www.hashaspare.com/ Sert bir kek biçiminde alıp şerbetini koyup yiyosun. İster pasta yap. Güzel fikir. Deniycem
- Diyarbakır'da güzel bakır işler vardı, takılar vardı. Mardin standı çok renliydi. Aydın'dan bir firma kurutulmuş domatesten ve zeytinden güzel ezmeler yapmış. Beraber ne üretebiliriz diye konuştuk. Kütahya yöresel yemeklerini magnet olarak basmış böyle resimli filan, çok güzel fikir.
- Bursa halkından çok katılım olmadı açıkçası. Daha bir kış zamanı yapılsa ne güzel olur ama tabi fuarda boşluk bulmak zor o zaman. Radyolarda yayın yaptık dediler ama fuar işinde sanırım esas iş billboard reklamı. İlk sene olur o kadar birbirimizi ağırlamamız bu da bişidir:) Eylül'de Antalya dediler bakacaz artık:)
- Pazar akşam üstü yorgun argın ama mutlu bi şekilde tekrar doluştuk otobüse. Ay Cumartesi akşamki gala yemeğini unutmayayım. Bir otelin balo salonunu düşünün, ağzına kadar kadın dolu. Düğün gibi esasında ama kadınların neredeyse %90'ı düğün sahibi gibi giyinmiş:))) Yemekler yendi, konuşmalar filan sonra ne oldu tabi kalkıp göbek attı bizimkiler. Tam düğün havası yani kısacası:)))
- Gala gecesine gidince Facebook'tan sevdiğim bir bloger arkadaşım foto foto dedi. Ben de masadaki mumla çiçeği çekip koydum sosyal medyaya. Ya Filiz'cim sen muhtemelen masada bizim fotomuzu filan istedin di mi? Benim anca kafama dank ediyo be yahu, kusura bakma:) Raconu yeni öğreniyorum:)))
- Bursa'dan kestane şekeri almadan ayrılmak olmaz diye daldık Kafkas fabrika satış mağazasına. Fiyatlar uygundu. Kestaneli puding yapmışlar. Fena değil ama deli tutmaz bence. Bir de kestane unu aldım. Hemen kek denedim. Hiç fena olmadı. Onun da yazısını fotoğrafını yayınlarım bi ara.
- Pazar akşamı az biraz Yalova'da bekleyerek geldik memlekete. Gece 1-2 gibi. Ben artık sonlara doğru sızmıştım ama bizim ekip genellikle enerjisini kaybetmedi. Hemen bi fotomuzu çakayım buraya. Tüm Kırklareli ekibine çok çok teşekkürler, çok güzel bir gezi oldu. Hepinizle tanıştığıma da çok memnun oldum. Bunu içten söylüyorum çünkü bol bol böyle ortamlarda bulundum. Kompleksiz, paylaşımcı, yardım etmek için çabalayan arkadaşlarım olduğu için şükrettim. Tekrar teşekkürler. Özellikle Ruhan Başgan güzel topladın bizi bi araya:) Nereye gidiyoz şimdi sen onu söyle:)))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

